HOŞGELDİNİZ

MERAKLI ÇOCUĞA HOŞGELDİNİZ??

31 Mart 2012 Cumartesi

Kanuni Sultan Süleyman'ın Zamanı




I. Süleyman padişah olduğunda bazı devlet adamları yaşı küçük olduğundan Devlet-i Aliyye'yi idare edemeyeceğini düşünüyorlardı.[17] Kanuni, otoritesini sağlamak için ilk olarak Rodos'u almak istiyordu. Ancak Macarlarla yaşanan olaylar sonucu ilk seferini Belgrad'a yaptı. Rodos Kalesi, II. Mehmet zamanında kuşatılmış, lakin alınamamıştı. Süleyman'dan önce selefi I. Selim, Haliç Tersanesi'nde büyük bir donanma kurmaya çalışmıştı. Sultan Selim Veziriazam Piri Mehmet Paşa'ya "Neden Rodos'u fethetmek istemiyorsunuz?" deyince Selim;

Garplı (Batılı) devletler donanma kuvveti ile Avrupa'ya hakim olmuşlar. Ben senin donanmaya pek önem verdiğini görmedim. Bu zaaf senin gevşek olmandan ve benim de sana yumuşak olmamdan kaynaklanıyor. Mademki savaşı garba çevirmek istiyorsun, ben de az zamanda senden müthiş bir donanma isterim.[12]

Başka bir zamanda da Selim;

Ben cihangirliğe alışmış bir padişahım. Siz beni bir kale fethine götürmek istersiniz. Kale almanın birinci şartı baruttur. Kaç aylık barutunuz var? Ceddim (Fatih) zamanındaki utanç unutulmamış iken onu iki kat mı yapmak istersiniz? Bizzat gitmemi düşünüyorsunuz. Gidip de eli boş dönecek olursam hiçbiriniz sağ kalmaz. Rodos'un zaptına dört aylık barut yetişir mi? Siz Rodos'u dört değil altı ayda dahi alamazsınız. Belki 8 veya 9 ayda alınabilir. Bize sefer yok, meğer sefer ahrete ola.[18]

demiştir. Piri Paşa donanmayı Selim ve Süleyman devirlerinde hızla geliştirdi. Süleyman ikinci seferini Rodos'a yaptı. Çarpışmalar, 1 Ağustos'ta Alman burcuna top atışı ile başladı. Kanunî, Kızıltepe denen yerde otağını kurdurarak kuşatmayı buradan idare eder. İlk başta ciddi anlamda zorlanan Osmanlı Sultanı Serdar-ı Ekrem Çoban Mustafa Paşa'ya;

Kafirin tedbiri bizi yolumuzdan çeviremez. Rodos illa alıncaktır...Bre yiğitlik bu mudur? Niçin gayret göstermezsiniz? Rodos şiddetli topçu ateşi ve hücumlarımız karşısında hala ayakta sallanıyor da neden bir türlü düşmüyor?[3]

diyerek görevden aldı. Yeni Serdar Ahmet Paşa görevinde başarılı oldu ve sonuçta; Bodrum, Tahtalı, Aydos, İstanköy ve Sömbeki kaleleriyle birlikte Rodos'u humbaracıların büyük rol oynadığı savaşta[19]21 Aralık 1522'de bir teslim antlaşması imzalanır. 29 Aralık 1522'de kale resmen alındı. Rodos hakimi Viliers de I'sle Adam affedilirken, büyükamcası Cem Sultan'ın Hıristiyan oğulları idam edilirken, kızları İstanbul'a götürüldü.[12][14]Aynı sene İskender adlı biri tarafından başlatılan Yemen Sorunu sona erdi. Dulkadir Beylerbeyi olan Şehsuvaroğlu Ali Bey olayı da Ferhat Paşa tarafından bertaraf edildi.

Pargalı İbrahim’in sadrazam olması [


Kanuni tahta çıktığı sırada sadrazamlık mührünü taşıyan Piri Mehmet Paşa, bu görevi Kanuni’nin saltanatında üç yıl daha sürdürmüştü. 1523’te vezaret haslarıyla emekli edildi. Hasodabaşı İbrahim Paşa yeteneklerinden ve padişahın ona duyduğu güvenden dolayı, Rumeli beylerbeyliği de uhdesinde olmak üzere[20], sadrazamlık mevkisine getirildi.

Hain Ahmet Paşa İsyanı


Sadrâzamlık bekleyen ikinci vezir Ahmet Paşa, Pargalı İbrahim Paşa’nın sâdrazamlığa getirilmesi üzerine Mısır beylerbeyliğine atanmayı isteyerek İstanbul’dan ayrıldı. 1524 yılında vali olarak Mısır'a vardıktan sonra Memlüklü devlet adamlarını çevresinde toplayarak isyan etti. Bağımsızlığını ilan eden paşa, yeni bir devlet kurmak için para bastırarak hutbe okuttu. Sadrazam İbrahim Paşa, isyanı bastırmak ile görevlendirilip Mısır'a gitmişse de Hain Ahmed Paşa onlar gelmeden evvel sarayında kendi adamları tarafından öldürülmüştür[21].

İbrahim Paşa Kahire’ye ulaştıktan sonra padişahtan aldığı yetkiyle Mısır'da mali ve idari ıslahatlar yaptı. İstanbul’da yeniçeriler arasında karışıklık çıkması üzerine padişah üç ay sonra sadrazamı İstanbul’a çağırdı[20].

Yeniçeri İsyanı


Yeniçeriler, Mart 1525 seferinde ganimet alamamalarından dolayı hoşnutsuzdu. Sultan Süleyman'ın Edirne'de veya Kağıthane'de, Pargalı Damat İbrahim Paşa'nın Mısır'a gitmesini fırsat bilen yeniçeriler, İstanbul'da ayaklanma başlattı. 16 Mayıs 1525 günü yeniçeriler ayaklanmayı fiilen başlattı. Başta Veziriazam İbrahim Paşa'nın sarayı olmak üzere Vezir Ayas Mehmed Paşa ve Defterdar Abdüsselam gibi devlet ricalinin konaklarını, gümrükleri, dükkanları ve halkın evlerini yağmaladılar. İsyan sırasında Süleyman, Topkapı Sarayı'na ulaştı. İlk iş olarak Yeniçeri Ağası Mustafa Ağa'yı idam ettirdi. Mustafa Paşa kethüdası Bali ile Reisülküttab Haydar da olaya karıştıkları için hapsedilip, bir süre sonra öldürüldüler. Padişahın hızlı ve sert bir şekilde olaya müdahale etmesiyle isyan daha fazla yayılmadan yatıştırıldı.[21]

Mohaç Meydan Muharebesi [


"Düşman kaçıyor, kazandık, kazandık diye bağırmaya başlayınca bu sevinç feryatlarını duyan, yedektekiler dâhil bütün Macar ordusu süvarileri hep birlikte ileri atılarak kazandıklarını sandıkları zaferin sonucunu almak üzere boşluktan merkeze doğru ilerlemeye başlamışlar. Yalnız bütün Macar süvari birliklerinin, Macar ordusu başkomutanının veya kralın emriyle mi bu saldırıya kalktıkları, yoksa savaşın kazanıldığı zannına kapılarak başıboş olarak mı saldırıya geçtikleri öğrenilemedi. Bu süvarilerin saldırısıyla artık savaşın bir komuta içinde sevk idaresinde imkân kalmadığı aşikârdı. Macar süvarilerinin, düzenli bir savaş tertibi almış olan ikinci Osmanlı hattı üzerine saldırmaları ve yine birkaç süvari birliğinin derinlikte padişahın bulunduğu kısma kadar ilerleyebilmeleri onlara çok pahalıya mal oldu. Hepsi kapıkulu askerlerince karşılanıp yok edildiler. Macar süvarileri tüfeklerini çok iyi kullanan Osmanlı piyadeleriyle, araba ve zincirlerle birbirine bağlı toplara çarptılar. Önü açılan topçunun ateşleri karşısında çok kayıplar verdiler. Bu ateşlere rağmen adım adım da olsa ilerlemeye çalışmaları ile iki taraf arasında kan kokusu, barut kokusu karışıyor, ölenlerin hırıltıları, yaralananların canhıraş feryatları, Osmanlı mehterhanesinin vaveylayı andıran kahramanlık marşları büyük sesler çıkaran davullar, kösler, zurna, krenay sedaları, bayrakların dalgalanması, kılıç, mızrak şakırtıları, atların kişnemeleri, topların çıkarttığı büyük gürültü etrafa dehşet meydana getiriyordu. Bir tarafta süvariler karşılıklı çarpışırken, diğer taraftan piyadelerin isabetli ateşleri düşmanı yere seriyordu. Savaş alanında kıyametler kopuyordu. Savaş böyle devam ederken, savaş alanında birden bire korkunç bir sessizlik meydana geldi. Macar süvarileri şaşkın, şuursuz panik halinde oraya buraya koşuyorlar, ne yapacaklarını bilemiyorlardı."

Andre Abaturi [22]



Mohaç Meydan Muharebesi savaş başlangıcını gösteren harita



Mohaç Meydan Muharebesi savaş sonucunu gösteren harita

Şarlken'in giderek güçlenmesi üzerine Kanuni, Fransuva'nın da ısrarıyla, 3. Seferini Mohaç üzerine yaptı. Mohaç Meydan Muharebesi (29.08.1526) öncesi akıncı komutanlarından Bali Bey’in yakaladığı bir Macar esi­rinden öğrenildiğine göre, Macar ordusunun Mohaç ovasında ol­duğu kesinleşti. Yapılan keşiflerde; Macar kuvvetlerinin Mohaç ovasına yerleştiği ve savaş için tertip aldığı görüldü[23]. Osmanlı or­dusu da sezdirmeden yürüyüş kollarından açılarak savaş düzenine geçirildi. Layoş'un yardımcısı Başkumandan Tomori ile İbrahim Paşa çarpıştı, ancak yenildi. Başkomutan Tomori öldü. Geriden ilerleyen birlikler ve ardından tüm ordu Hilal taktiği yöntemini uyguladı, Macarlar köşeye sıkıştı.

Macar ordusunun sağ yanında ağaçlar arasında saklanmış Bali ve Hüsrev Beylerin akıncı tümenlerinin gerilerden Macar or­dusunun çekilme yollarını kapadığı da anlaşılınca Macar ordusu kendisini çepeçevre Osmanlı ordu kuvvetlerinin arasında buldu. Bu du­rumdan kurtulmak için Macarlardan ayakta kalabilenler kendilerini Tuna Nehri’ne atmayı denediler[24]. İşte o sırada Os­manlı ordusu her iki yandan ve cepheden, geriden ateş desteğine dayanarak taarruza başladılar. Çaresiz kaldıkları için canlarını kurtarmaktan başka bir şey düşünmeyen Macarlar bu sefer de kendi zırhlı süvarilerinin üzerlerine düştüler. İşte bu karışıklıklar içinde Tuna bataklıklarına sürüklendiler. Çarpışmalar sonucunda Macar ordusundan 25.000’den fazla ölü yerlerde yatı­yor, 20,000’e yakın Macar da esir edilmiş bulunuyordu. Savaş bo­yunca devam eden şiddetli fırtınadan faydalanan pek az bir düş­man kaçabilmişti. Savaşı Sultan Süleyman'ın kazandığı anlaşılmıştı[25].

Kral II. Layoş savaşı kaybettiğini görmüş, beraberinde­ki çok az koruyucusuyla Budin istikametinde kaçmaya başlamıştı. Çele suyuna yaklaştığında arkasına bakmış ve pek az kişinin ken­disini takip ettiğini görmüştü.[26]Çele suyu her yerinden geçit veren, derinliği olmayan bir nehirdi. Fakat o zaman ardı arkası kesilmeyen yağmurlar yüzünden Tuna Nehri’nin fazla suları bu nehri de yükseltmişti. Kral Layoş, tam karşı kıyıya geldi­ğinde atı çok yorgun olduğundan birden bire geriye yıkılarak kralla birlikte bataklığın içine yuvarlandı ve kayıplara karıştı.[27]Kralın be­raberinde Obalt Zateviçku da bulunuyordu. Bu hadise onun gözle­ri önünde oldu. Obalt canını kurtarıp Budin’e gidebildiği zaman, Macar ordusunun yenilişini ve kralın ölümünü oradakilere anlattı.

Dünyanın en kısa süren (2 saat) meydan savaşlarından birisi olarak kabul edilir. Osmanlı ordusu yürüyüşüne devam ederek 13 Eylül 1526 günü, artık kendi memleketlerinin bir parçası olan Macaristan’a ve onun başşehrine (Budin) girdiler. Sultan, İstanbul'a "Macaristan Fatihi" (Engürüs-Ungurus Fatihi) olarak döndü[28]. Savaş sonunda Budin Osmanlı'ya katıldı. Macaristan, Osmanlı'ya bağlı bir krallık haline geldi ve başına Jan Zapolya getirildi. Mohaç Meydan Muharebesi Dünyanın en kısa süren meydan savaşı olarak kabul edilir. Savaş 2 saat sürmüştür. Savaş sonunda Macar ordusunun büyük bir kısmı bozguna uğratılmıştır. İki yıl içinde Gazi Bali Bey ve Hüsrev Bey komutasındaki birlikler hızla ilerleyerek Hırvatistan, Dalmaçya ve Transilvanya'yı ele geçirdi[29].

Baba Zünnun İsyanı [değiştir]



Süglün Koca adlı biri ekibiyle 1526'da Osmanlı'ya ayaklandı. Bu isyan hemen bastırıldı ama isyanın temeli atıldığından Baba Zünnun adından bir Alevi[30].1526 yılının Ağustos ayında, Bozok sancakbeyi Mustafa Bey'in konağını basarak Bozok kadısı Muslihiddin Efendi'yi ve yazıcı Mehmet Efendi'yi öldürttü. Üzerine yollanan Anadolu beylerinden oluşan kuvvetleri, Kayseri'deki Kurşunlu Boğazı'nda yendi. Hurrem Paşa, Kayseri sancakbeyi Berham Bey, İçel sancakbeyi Ali Bey bu çatışmada öldüler. İsyan, İçel ve Tokat arasında yayıldı. Daha sonra büyük bir Osmanlı ordusu Sivas’ta toplandı. Kazova yöresinde durum belirlemesi yapan Malatya sancakbeyi Yularkıstıoğlu İskender Bey’in giriştiği ilk öncü çatışmalarda Osmanlı ordusu kayıplar verdi. Malatya beyini de yenen Baba Zünnun, 26 Eylül 1526'da Adana Beyi Piri Mehmet Paşa'nın oğlu Pirizade Mehmet Bey komutasındaki birliklere Höyüklü'de yenildi ve öldürüldü.[31]Oğlu Halil ise bir süre sonra yakalandı.

Kalender Çelebi İsyanı [değiştir]



1527'de de Kalender Çelebi adında biri ayaklandı. Bu ayaklanmayı bastırmak için İbrahim Paşa görevlendirilir. İbrahim Paşa, yanına 3000 yeniçeri ve 2000 sipahi ile yola çıkar. İbrahim Paşa, Aksaray'da kuvvetlerine, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşanın da kuvvetleri katılır. İbrahim Paşa, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşa komutasındaki birlikler, Kalender Çelebi üzerine gönderirler. Kalender Çelebi ile Tokat yakınlarından Cincilfe denilen yerde 27.5.1527 tarihinde vuruşurlar. Bu yenilgi, Kalender Çelebi’yi güçlendirir.[32]Yeni katılımlarla kuvvetini 20-30 bine çıkarır. Ancak daha sonra hızla kuvveti azalır. Kalender Çelebi, yanında kalan az bir adamlarıyla Nurhak dağlarına çekilir. 22.6.1527 tarihinde Elbistan civarlarında Osmanlı kuvvetleriyle tekrar vuruşur.[33] Osmanlı kuvvetleri, Kalender Çelebi’nin adamlarını dağıtır. Bu vuruşmada, Kalender Çelebi’nin ve yanında sadık adamlarından Veli Dündar’ın kellesi, İstanbul’a I. Süleyman’a gönderilir. İbrahim Paşa Zülkadir (Maraş) Eyaleti ve civarında ıslahatlar yaptıktan sonra geri döner.

Molla Kabız Olayı [değiştir]


Kalender Çelebi İsyanının bastırılmasından birkaç ay sonra Molla Kabız isimli İran asıllı bir seyyah yaydığı düşüncelerle dikkat çekmiştir. Molla Kabız, bir takım hadis ve ayetlerle dini konularda insanlara hatalı bilgi verdiği düşünülüyordu. Bunun üzerine sadrazam Pargalı Makbul İbrahim Paşa devreye girmiş, devrin meşhur alimlerini bir araya getirerek şahsın fikirlerini çürütmelerini istemiştir.

Molla Kabız, 1527 Kasım'ında Divan'a çağrılmış, ancak Molla burada da fikirlerini ustaca savunmuştur. Orada bulunan Rumeli ve Anadolu kazaaskerleri Molla'nın iddialarını çürütememiş ve Molla Kabız'ın katlini istemiş, fakat Molla Kabız serbest bırakılmıştır.

Divanı kafes arkasından izlemiş olan Sultan Süleyman, Arz Odası'nda huzuruna çıkan vezirlere şöyle demiştir:

Molla Kabız'ın iddiaları doğru değildir. Ama sizin Molla'yı bırakmanızda doğru değildir. İlim yalnız kazaskerlere münhasır değildir. Yarın şeyhülislam ile kadıyı divana çağrırız.

Bunun üzerine çavuşlar gönderilerek yakalanan Molla Kabız hapse atılmış, ertesi gün şeyhülislam İbn-i Kemal ve İstanbul kadısı gelmiştir. Molla Kabız, fikirlerini onlara da beyan ettikten sonra şeyhülislam Molla'nın gösterdiği ayet ve hadisleri açıklayarak fikirlerinin yanlış olduğunu vurgulamıştır. Molla Kabız cevap veremeyince, hakikate dönüp bu iddialarından vazgeçip vazgeçmeyeceği sorulmuştur. İddialarında dönmeyeceğine dair ısrar eden Molla Kabız, kadı tarafından idama mahkum edilmiştir.[34]

I. Viyana Kuşatması [değiştir]

Hiç yorum yok: